Reviews
Singles
Albums
Features
Interviews
Articles
Local
Clubs
Agenda
Music
Playlists
Labels

apparatl_400



Idm'in Almancası: Apparat
Elektronika arenasındaki en önemli isimlerden biri haline gelen Apparat, son olarak John Peel Sessions için kaydedilmiş remikslerinin de yer aldığı “Silizium” EP’siyle, en önemli uzunçaları sayılan “Duplex”in başarısını neredeyse yakaladı. Ünü Almanya sınırlarını çoktan aşan Apparat, plaklarının çoğunu beğenmiyor. Audio programlarıyla eskisi kadar haşır neşir değil. Apparat, akustik seslere ve enstrümanlara doğru hızla yol alıyor. Yeni rock grubuyla yeni sesler arıyor. Elektronik köklerine elektronikten çok daha önce var olan akustik ve rock müziği naklediyor. Son dönem prodüksiyonlarında da açıkça hissedilen akustik etkiler ilerleyen yayınlarda ve yan projelerinde çok daha açık şekilde filizlenecek.



Marco Haas aka T. Raumschmiere ile ortak yürüttükleri Shitkatapult Records’dan yayınlayacağı yeni albümü üstünde çalışmaya hazırlanan Apparat’la üstün teknik becerisini, ilginç koreografisiyle buluşturduğu Indigo’daki canlı performansından bir gün sonra, güneşli başlayıp fırtınalı biten bir İstanbul gecesinde gerçekleşen röportaj.

Bu soru sana çok soruldu biliyorum ama yinede sormak zorundayım. Elektronik müzik yapmaya nasıl başladın?

Evet. Bazı sorular tekrar tekrar o kadar çok soruluyor ki, bazen bu soruları cevaplandırmak sinir bozucu olabiliyor. Bu da o sorulardan biri(gülüyor). 10binlerce kez sorulmuştur belki de. Aslında bilgiler internet sitemde (http://www.apparat.net) de mevcut.

Ben müziğe elektronikle başladım. Yaptığım müzikler de her zaman elektronik oldu. Bu işe başladığımda oldukça gençtim. Bilirsin, küçükken müziği gerçekten tanımazsın ve dinlemezsin. Çok fazla fikrin yoktur veya henüz olgunlaşmamıştır. İşe dinlemekle başlarsın.

DJ’liğe de sert techno müzikle başladın ve daha sonra melodik electronika’ya ve daha yumuşak ritimlere yöneldin. Bu konuda neler söyleyeceksin?
Evet çoğu insan için aynı şey geçerlidir. İşe sert müziklerle başlarsın . Özellikle Almanya’nın kırsal bölgesinden geldiğim düşünülürse, Doğu Almanya’daki Hardcore, Rave partileri bu müziklerin popüler olduğu ve gelişmeye başladığı yerlerdi.

İnsanlar genelde daha mainstream, popüler ve kolay sound’larla başlarlar ve daha sonra daha deneysel, daha zor müziklere geçiş yaparlar. Eskiden dinledikleri müzikler onları tatmin etmemeye başlar. Bu konudaki fikirlerin nedir?
Bu herkes için geçerli değil aslında. Herkes kolay ve mainstream müziklerle işe başlar belki ama, herkes bu bahsettiğin geçişi yaşayacak diye bir kayıt yok. Bu kişinin isteği ve alakası ile ilgili olsa gerek. Yani herkes daha derinlere inmez. Ama derinlere indikçe daha cool şeyler ve bilinmeyen şeyler keşfedersin ve bu hoşuna gider. Mesela Berlin’de küçüklerin çoğu Tresor’a gider, ki bence Rave tarzı bir yerdir. Belli bir süre sonra başka şeylerin olduğunu da keşfederler ve bu müziklerin çalındığı daha iyi kulüplere gitmeye başlarlar.

Kendi müziğini elektronik müziğe çok da aşina olmayan birine nasıl anlatırdın?
Aslında bunu yapmam oldukça zor çünkü benim müziğim her zaman değişir. Aynı anda farklı bir çok şey yapıyorum. Mesela yeni Aparat albümüm çok daha yumuşak olabilir. Ya da daha dans edilebilir bir electro alt yapıya sahip de olabilir. Ayrıca şu anda bir rock grubum da var. Yani yaptığım çok farklı şeyler var ve bu açıdan bir tanımlama yapmak oldukça zor.
Apparat’ın müziğini ifade etmek, bilmiyorum oldukça zor ama electronica diye tanımlamaktan nefret ediyorum. Benim için ölü bir terim.

Apparat’ın müziğinin algoritmasından biraz bahsedebilir misin?

İlk başta her şey bilgisayarlarla donatılmış haldeydi. Programlarla çok fazla haşır neşirdim. Çok daha matematiksel ve teorikti. Yinede her zaman içinde melodiler ve bir ruhu vardı.
Şu anda ise kesinlikle algoritmik ya da matematiksel şeylerle uğraşmıyorum çünkü program yapmaktan ve uğraşmaktan yorgun düştüm diyebilirim. Açıkçası bu tür şeylerin bir noktadan sonra da parçaya herhangi bir faydası olmuyor. Artık müziğim daha az deneysel ve algoritmik.

Peki diğer türlerle kıyasladığın zaman elektronika /idm sahnesi hakkında neler düşünüyorsun?

Bençe çok sıkıcı. Bunu benim hakkımda söylemeleri de tabii ki hoşuma gitmez ama etrafta o kadar çok benzer müzik var ki, artık bu yayınları almak için para harcamıyorum. Çoğu birbirinin kopyası ve çok benzeri gibi.

Elektronik müzikteki gelişmeler hakkında ne düşünüyorsun? Ya da gelişme var mı?

Her zaman gelişme vardır ama bazen gelişmenin olabilmesi için geri dönüşlerin yaşanması da gerekebilir. Şu sıralar yaşadığımız gibi, acid sound’unun geri gelmesi mesela. Aslında bunda bir gelişme yok. Eskinin tazelenmesi ve yeniden hayat bulmasından ibaret sadece.

Peki senin gelecek için öncelikli müzikal planların neler?

Ben öncelikle bu rock band işine odaklanmak istiyorum. Beni sahnede gördün, sahnede aktif ve hareketli olmayı seviyorum. Ve bunu bir lap top’la gerçekleştiremiyorsun. Bir grupla bu çok daha zevkli. Grubumuzda da lap top var ama bizden oldukça uzakta duruyor(gülüyor).

Peki ya yeni Aparat LP’si /EP’si ya da remiksleri?

Şu anda yeni bir albüm için çalışmaya başlamak istiyorum. Kış ayları çalışmak için çok uygun olsa da elektronik adına bir şeyler yapmak gelmiyor içimden. Daha doğrusu şu sıralar elektronik müzik konusunda hiç ilham almıyorum. Bir şeyler yapmaya başlıyorum, sonra üzerine gitarımı alıp biraz bas çalıyorum ve sonuçta ortaya bir rock prodüksiyonu çıkıveriyor.

Peki rock müzikle yaşanan bu dirsek teması şu sıralar Berlin’de ya da Almanya’daki bir trend mi? Çünkü yakın zaman önce Alec Empire’la yaptığım röportajda ona şu sıralar neler dinliyorsun diye sorduğumda cevabı, “Deep Purple, Jimi Hendrix, Pnik Floyd” olmuştu.
Bilmiyorum. Pek çok insan elektronik müzikten biraz sıkılmış, diğer yerlere yönelmiş durumda belki. Benim için her şeyin ötesinde her zaman elektronik müzik olacak. Elektronik müziği çok seviyorum. Ve stüdyonda olmak, aklındakileri sınırlama olmadan gerçekleştirebilmek gerçekten çok büyük bir avantaj. Ve ben bu özgürlüğü hiçbir zaman kaybetmek istemem. Daha önce de söylediğim gibi ben en baştan beri elektronik müzikle iç içe oldum daha öncesi ile ilgilenmeye fırsat bulamadan her şey gelişti bir anlamda. Ve şimdi yeni şeyler keşfediyorum.

Peki şu ana dek yaptığın prodüksiyonlardan en sevdiğin hangisi?

Kesinlikle “Duplex”. Bunu kesin söylüyorum çünkü dinleyebildiğim tek albümüm “Duplex”. Diğer plaklarım bir yerlerde çalındığı zaman kulağımı kapatıyorum. İçimden “Of yine mi? Kapatın şunu!” diye geçiriyorum. O kadar çok dinledim ki, son Silizium’u bile.

Müzik yapmaya ilk başladığında kimlerden hangi türlerden  etkilendin?
İlk olarak techno müzikten etkilendim bu yüzden bir grup adı vermem mümkün değil. Acid’ten de oldukça etkilenmiştim. İlk dönem Bunker Records mesela, ve sert techno’lardan. Daha sonra bende bu tür benzer prodüksiyonlar yapmaya başladım. Her zaman içindeki kirliliği sevmişimdir. Bazı parçalarımda bu kirliliğe hala rastlayabilirsiniz. Radiohead’i ilk dinlediğim an da benim için bir dönüm noktasıydı. Farklı türlerin ve elemanların bir arada bu kadar iyi kombine edilebildiğini duyduğumda gerçekten çok etkilenmiştim.

Sadece belirli bir formatta /türde müzikler yapmayı, kendini sınırlandırmayı sevmiyorsun değil mi? Electro, House gibi mesela?

Hayır, hiç bana göre değil. Zaten bu müziklerden etrafta o kadar çok var ki. Bunu yapmaya ihtiyacım yok.

Apparat’ın müziğini karakterize edecek 3 kelime söyleyebilir misin?
Üzgünüm söyleyemem Bu üç kelimeyi senin bulman gerekecek(gülüyor). Gerçekten zor çünkü çok farklı şeyler var. Sana bazı parçalarımı dinletebilirim ve alsa ben olduğumu ya da aynı kişiye ait olduklarını anlayamasın. Her zaman değişik bir şeyler var benim müziğimde.

Phon.o’yla arkadaşlığınız nasıl gelişti?
Biz zaten birbirimizi doğduğumuz kasabadan tanıyorduk. Sonra beraber Berlin’e geldik ve birlikte bir grafik ajansında çalışmaya başladık. Tüm gün beraber çalışıyorduk ve vakit geçiriyor, beraber müzik yapmaya başladık. Daha sonra bunun çok iyi bir fikir olmadığına karar verdik ve stüdyomuzu dönüşümlü olarak kullanmaya başladık. Ama işlerimizi her zaman  bir birimizle paylaştık ve fikir alış verişinde bulunduk. Tam olarak sanırım ilk okulda tanıştık.

Shitkatapult’un yeni site tasarımı da sana ait değil mi?
Evet Shitkatapult’ta bu işlerle ben ilgileniyordum. Tüm tasarımlar, albüm kapakları ve grafik işleriyle. Artık bu işlere eskisi kadar zaman ayıramadığım için üzgünüm doğrusu.

Shitkatapult hakkında neler söyleyeceksin? Mesela bir rock grubunun albümünü yayınlama olasılığı var mı?

Bunu kesinlikle yapmak isterdim ama satabileceğimizi düşünmüyorum. Ne kadar açık fikirli olmaya çalışsak da, belirli zevklere sahip çekirdek bir dinleyicimiz var. Bu yüzden bahsettiğin tarzda bir albümü ya da benim yaptığım rock çalışmaları asla Shitkatapult’tan yayınlamam. Bu yanlış dinleyiciye yanlış yerde ulaşmak olur sadece. Ve başarısızlık kaçınılmaz olur.

Shitkatapult’un baştan beri “Özel insanlar için Özel Müzik” diye bir motto’su var. Bu özel insanlar kim?
Bu çok çok eski bir olay. Marco’nun 6-7 sene önce bulduğu ve sadece satış, pazarlama amaçlı bir olay aslında. Hatta insanlara Shitkatapult yayınlarını insanlara satmak için düzenlenmiş ufak bir oyun. İnsanları özel hissettirmek için.

Net label’lar hakında ne düşünüyorsun? Özellikle electronika/idm label’ları giderek artıyor.
Bu çok iyi bir şey. Endüstri insanı kısıtlıyor. Distribütör ağı bazen hiç bir işe yaramaz hale dönüşüyor. Çünkü bir albümü yayınlamak ve dağıtımını yapmak için çok fazla para alıyorlar. İşin aslı, şu sıralar bunu gerçekleştirmek için o kadar çok para vermeye ihtiyaç yok.  Parçalarını direk olarak sitenden satabilirsin ya da dinleyiciyle buluşturabilirsin. Bu bizim de Shitkatapult’ta aktif olarak yaptığımız bir şey bu. Tüm Shitkatapult back kataloğunu (http://www.shitkatapult.com/shop )‘dan  MP3 olarak satışa sunduk.

Peki yayınlarını bedava veren Net Label’lar için ne diyeceksin?
Bu da bahsetmek istediğim ikinci konuydu aslında. Bu işe yarayabilir ama müziğin kalitesi konusunda şüphelerim var. Özellikle kayıt işleri ve sesin kalitesi konusu çok kritik. Sırf bu işle ilgilenen profesyoneller gerekli. Şu anda tam zaman müzikle ilgilenmeyip çok iyi müzik yapan bir çok insan var. Ama gerçekten iyi bir şeyler yapmak istiyorsan, çok çalışman ve büyük emek sarf etmen gerekiyor. Ki bence bunun karşılığında biraz para kazanman da gayet doğal ve hatta gerekli. Çünkü tüm enerjini o yayına veriyorsun ve bunu bedavaya vermek kimsenin isteyeceği bir şey değil.

Bazı büyük/tanınmış isimlerin de zaman zaman net label’larından yayınları oluyor.
Evet elektronik scene’de bir günde 1-2 şarkı yapan insanlar var. Ya da gerçekten iyi işleri olan ama bir yerden yayınlayamadıkları işleri olabiliyor mesela. Böylelikle kolayca bir net label’dan bu şeylerini yayınlayabiliyorlar. Ama ben bir albümümü 5-6 ayda ancak tamamlayabiliyorum ve tüm enerjimi o albüme veriyorum. Onunla yaşıyorum. Sonucunda bedavaya verebileceğim bir iş olmuyor. Zaten bu işle yaşıyorum ve hayatımı devam ettirmem için de paraya ihtiyacım var. Çok paraya değil ama, en azından albümlerimi alacak insanlara ihtiyacım var. Ve gerçekten böyle insanlar var. Sevdiği müziğe para harcayan ve bizim gibilerin hayatta kalmansını sağlayan insanlar.

Bir noktada da; “Artık label’lara ihtiyacımız var mı? Artik internet var!” şeklinde bir soruyla karşılaşıyorsun. Bence label’lara her zaman ihtiyaç var. Birilerinin en iyilerini seçmesi gerekiyor. Örneğin bize gelen demo’larda bu açıkça belli oluyor. Aldığmız onca demo’dan ancak 1%’i veya en iyi ihtimalle 2%’si iyi oluyor. Bilgisayar ortamına geçtikten sonra müzik yapmak çok daha kolay hale geldi. Ve bazen kızıyorum. Yani kendi zevkin için bir şeyler yapıyorsun tamam. Ama bunu niye illa yayınlamak istiyorsun? Çünkü senin yaptığının benzerlerinden tonlarcası var. Bunun anlamı ne? Demo’larda bu tür şeylerle çok karşılaşıyoruz. 2006’ya kadar tüm release cetvelimiz dolu olmasına rağmen hala demo’ları dinliyoruz. Alsında 2-3 iyi isme de rastladık. Ama düşün, binlerce demo’nun içinden sadece 3 kişi.

Peki  MP3 ve ses kalitesi konusunda ne düşünüyorsun? Bir çok insan henüz MP3’ü yeterli derecede tatmin edici bulmuyor.
Ben bu görüşe katılmıyorum. Ben bir müzisyenim ve her an seslerle iç içeyim. Bence iyi kalitede bir MP3’ün varsa, gerçek sesle arasında herhangi bir fark yok. Çok High-End bir düşüncen varsa, belki bir şeyler farkı gelebilir ama yinede ben bu görüşe katılmıyorum. Sesleri yakalamak ve konumlamak değişkendir. Mesela bir kemanı canlı dinlemekle bir MP3’ten dinlemek hiçbir şart altında aynı olamaz. Yinede bence MP3 kalitesi yeterince tatmin edici.

Shitkatapult haricinde hangi label’ları seviyorsun?
Ben uzun zamandır bir DJ veya plak, CD alan biri olmadığım için bu işlerle çok fazla ilgilenmiyorum. Zaten bir albümle uğraştığın zaman, tüm zamanını onunla, onu dinleyerek geçiriyorsun. Ben ancak grafik işleri ya da web tasarım yaparken müzik dinliyorum genelde. Bu da en son gerçekten uzun zaman önceydi.

Röportaj : Christopher Çolak
02 Mart 2005
Bu röportaj daha önce Clubintro.com'da yayınlanmıştır.

Interviews
 

Dominik Eulberg

Techno ranger from Westerwald: Dominik Eulberg
While not being a forest ranger, Dominik Eulberg produces techno that no one else is… more

T.E.E.

T.E.E.: Turzi Électronique Expérience
French pyschedelia virtuoso Romain Turzi gone wild with his real synths and analogue recording techniques… more

Hardfloor

Two Decades of Hardfloor
One of Germany’s best techno outlets, Hardfloor has been doing electronic music for 20 years… more

Kate Simko

Kate Simko: Soul & Heart
Chicago's Kate Simko is digging deep with her diverse style, full of soul & heart. more

Niederflur

Niederflur: Techno with an attitude
Cologne based duo Niederflur has been releasing mind blowing techno music since the early 90’s. more

Kaiserdisco

Kaiserdisco: "In No One's Shadow"
Kaiserdisco duo has gained reputation with their high quality dance floor tracks all around the… more

Michael Mayer

St. Vinyl: Michael Mayer
"You can get into trouble but you can also find a new friend" says Michael… more

Mr G

Mr G: Still Here
Most of us know Colin McBean for years now and he is making people dance… more

Mr G

Mr G: Hala Burada
90’lı yılların başından beri techno müziğin en önemli figürlerinden olan Colin McBean aka Mr G… more

Phonique

Phonique: Kissing Strangers
Phonique is kissing strangers in his new album released from the label of ‘best kept… more

FM Belfast

Be friends with FM Belfast
Do you really think that Iceland is all about melancholy, coldness and dark melodies? No… more

Danton Eeprom

Danton Eeprom: The most serious Frenchman
Londoner Frenchman Danton Eeprom is one of the most inlfuential and inspiring and emerging talent… more

Maayan Nidam

10 shots from Maayan Nidam
I caught Maayan Nidam just before her Vodka shots and asked her real questions before… more

Orlando Voorn

Orlando Voorn: Transit Technocu
Detroit techno denince ilk akla gelen isimlerden olan Orlando Voorn şu günlerde hiç olmadığı kadar… more

Jimmy Edgar

Müzikli Seks: Jimmy Edgar
Müziği seksüel bir titreşim ve etkileşim kaynağı olarak gören Jimmy Edgar dünya üzerindeki en yetenekli… more

Emika

Emika Drops The Other
Electronic music world is yet not aware but Emika is the next big thing in… more

Jason Smith

When Ai Was Ten
One of the world's most underground and best electronic music labels, Ai Records is celebrating… more

Phil Kieran

Phil Kieran's "Shh"
One of world's busiest electronic music producers and DJs, Phil Kieran released his debut "Shh"! more

Estroe

Estroe and her "Elemental Assets"
One of the best DJanes around, Estroe proves herself also in the production area with… more

Deniz Kurtel

Deniz Kurtel’in Ses Heykelleri
Uzunca süredir Amerika’da yaşıyor olsa da Türkiye’den çıkan ender kadın elektronik müzik prodüktörlerinden biri, belki… more