
Mr G: Hala Burada
90’lı yılların başından beri techno müziğin en önemli figürlerinden olan Colin McBean aka Mr G uzunca süredir ilk göz ağrısı house müzikle insanları dans ettiriyor.
Pek çok müziksever Colin McBean’in aslında çok uzun zamadır bu piyasada olduğunu, 90’lı yılların sonunda Cisco Ferreira ile birlikte kurdukları Kombination Research etiketinden yayınladığı The Advent plaklarıyla dönemin techno listelerinde en üst sıralarda yer aldığını ve hala dillerden düşmeyen canlı performanslarıyla hatırı sayılır bir hayran kitlesi edindiğini bilmiyor.
London Collage Of Fashion mezunu olduğunu ve içlerinde Issey Miyake, Stussy gibi markaların bulunduğu bir çok isim için çalıştığını da pek az insan biliyor. Bir kaç yıldır Rekids etiketinin en önemli hit’lerine imza atan Mr G, yeni nickname’iyle yeni bir başlanıç yapmış gibi görünse de, aslında o hep buradaydı, hala da burada!
İşte techno ve house müziğin yaşayan en renkli ve yetenekli isimlerinden biri olan Colin McBean’le bu senenin en iyi house albümlerinden biri olmaya aday “Still Here” debut’sü şerefine yaptığım röportaj.
Türk mutfağını seviyor musun? Eğer yanılmıyorsam aşçılık eğitimi almışsın. Belki bize bir kaç favori Türk yemeğini söyleyebilirsin…
Dürüst olmak gerekirse yemekleriniz hakkında pek az şey biliyorum ama arkadaşım Jonny Rock sizin oralardan sık sık yemekler getiriyor ve gerçekten çok lezzetli olduklarını söyleyebilirim.
Stussy ve Betty Jackson için bir süre moda tasarımcısı olarak da çalışmışsın. Bu nasıl oldu?
Zandra Rhodes moda şovları için müzik yapıyordum İşin moda kısmında da yeterince yetenekli olduğumu düşündüler ve beni moda eğitimi almaya ikna ettiler. Ben de bunun üzerine London College Of Fashion’a girdim.
Peki tüm bunlar olurken müzik tarafında neler oluyordu? Sanırım her şey aile kanepesinde reggae dinlerken başladı...
Evet babamla reggae plaklarını dinlerdik. Yeni plaklar alır, kendi ses sistemim üzerinde sürekli değişiklikler yapar, babamı ve kendimi deli ederdim. Sonraları lokal bir sound system için box boy’luk yapmaya ve analog sesi öğrenmeye başladım. Daha sonra ise giderek organik seslerle ilgilenir oldum. Şimdi de fazlasıyla sentetik seslerle ilgileniyorum. Aslında benim olayım tamamıyla sesin ağırlığıyla ilgili.
Çok sağlam bir plak arşivin olduğunu biliyorum. Şu anda yaklaşık kaç plağın var?
Sanıyorum şu anda yaklaşık 35.000 ve beni öldürüyor. Ama sen de biliyorsun ki bu konuda hiç bir değişiklik yapma niyetinde değilim. Hepsi hayatımın birer parçası ve öyle de kalacak.
In-Tec, Moods & Grooves, Molecular ve daha bir çok techno etiketinden plakların olmasına rağmen sen aslında bir house müzik neferisin öyle değil mi?
Evet ilk aşkım baladlar ve house müziktir. Ama house deyince bahsettiğim çiğ ve soulfull house’tur. İçinde fazlasıyla duygu barındıran. Kötü yapıldığında aynen, resim sanatında olduğu gibi fazla abartılmış bir kopyaya dönüşüverir.
Peki tüm bu müzikal maceralardan sonar son yuvan Rekids’e nasıl geldin?
Matt Edwards’ı önceden tanıyordum ve Rekids etiketli ilk bir kaç plaktan haberim vardı. Tam bu sıralarda “E.C.G.’ed”ı yeni bitirmiştim ve Londra’daki Darling Department’takiler benden habersiz parçayı Matt’e vermişler. Onlar da halihazırda Rekids için promo yaptıkları için bu parçayla çok ilgilenmişler ve sevmişler. Sonrasını biliyorsun zaten.
Şu sıralar başka hangi etiketleri seviyorsun?
Şu anda gerçekten tutarlı olan pek az label var. Güzel parçalar dinliyorum ama… İstersen sana bir chart gönderirim ok’mi?
Peki favori prodüktörlerini öğrenebilir miyiz?
Tabii ki! Bay Mills, Bay Beltram, Bay Slater, Bal Holder, Bay Van Ostwold, Bay Edwards, King Tubby, Prince Jammy, Burning Spear, Budd, Fripp, Eno. Tüm gece burada olabiliriz!
İngiltere, Almanya ve Fransa’da yaşadın. Müzikal açıdan veya vatandaş olarak en sevdiğin yerler nereleri?
Japonya benim için mükemmel bir yer. Her anlamda aklımı başımdan aldı diyebilirim. Her şeyi bilinenden çok farklı, değişik yapıyorlar. Yakın zaman önce turne için Tokyo’daydım ve hiç bitmeyen bu şehri izlemekten gözlerimi bir an olsun kırpmadım.
Yemek, kültür, insanlar, kulüpler… Buradan Satoshi’ye selam! Tabiat da bir harika. Eğer biraz daha orada kalsaydım sanırım evimde hissedebilirdim!
Daha once hiç İstanbul’da ya da Türkiye’de bulundun mu?
Biraz komik olsa da hayır! Hala bana kimse sormadı. Oraları nasıl? Siz işi biliyorsunuz gibi geliyor bana!
Yeni albümünü bitimek ne kadar zamanını aldı?
Tam olarak bilmiyorum aslında. Aşağı yukarı bir yıl olsa gerek. Hiç acele etmedim.
Albümü kurgulamaya başlamadan önce aklında bir fikir var mıydı?
Herhengi özel bir düşüncem yoktu. Yapmak istediğim tek şey, daha önce ilgilendiğim ve yaptığım farklı tarzda ve renkte house müziklerin hepsini bir çatı altında toplamak ve dinleyiciye sunmaktı. Kulüpte, arabada, ya da evde dinlenebilecek house müzikler.
Bu kadar mükemmel bir albüm olacağını tahmin ediyor muydun? Mutlu musun?
Evet, albüm yapması gerekeni kesinlikle yapıyor ve komplimanın için de ayrıca teşekkür ederim.
Albümde en çok sevdiğin parça hangisi?
Aslında öyle bir favorim yok. Tüm album bir bütün olarak çalışıyor, ben de böyle algılıyorum. Yine de söylemeden edemeyeceğim; “Get On Down”daki old school bassline’ı çok seviyorum!
Prodüksiyonlarını sadece Rekids’den yayımlamaya devam edecek misin yoksa farklı projeler de var mı?
Yeni projeler yolda olsalar da, Matt ve James bana o kadar çok şevkat gösterdiler ki, Rekids’den başka bir yere gitmeyi asla düşünmüyorum.
Mr G isminin hikayesi nedir?
Spiderman’daki Green Goblin’den geliyor. Oradaki Goblin’in attığı kabak bombaları gibi beat’ler ortaya atıyor olma fikri hoşuma gidiyordu. Ama bu ismi pek kullanamadım, zamanla Mr G’ye dönüştü.
Peki Rekids debut’ünün ismi neden ‘Still Here’? Bu eski techno günlerine bir gönderme mi?
Birazcık öyle! Ne zaman eski günlerden birileriyle karşılaşsam muhabbet dönüp dolaşıp ‘ben hala buradayım’a geliyor. Eğer bir albüm yaparsam adı da bu olur diye düşündüm hep. İnsanlar da bunu sevdi.
Güncel techno müziği ve scene’i hakkında ne düşünüyorsun?
Zor bir soru. Çoğu şeyde olduğu gibi, burada da her şey hızlı dönüşler ve dolambaçlarla dolu. Scene hakkında sevmediğim çok fazla şey olmasına rağmen ben sadece ‘iyi’lere odaklanmaya çabalıyorum. Hala beni çok mutlu eden, çok güzel müzikler yapan yeni prodüktörler var örneğin…
İstanbul’a gelmek ve burada çalmak ister misin?
Evet, canlı şovumda neler yapacağınızı görmeyi çok isterim. Sevgi ve funk’ı yayalım. Neden gelmeyeyim ki?
Son olarak buradaki Türk hayranlarına söylemek istediğin bir şeyler vardır öyle değil mi?
Adamım Jonny Rock bana sizin orada soul ve disco ile uzun yıllardır çok kuvvetli bir bağın olduğunu ve bundan çok hoşlandığınızı gösterdi. İçinizde yeterince funk ve tutku olduğunu artık biliyorum. Türkiye’deki tüm hayranlarıma sevgiler, destekleri için de şimdiden teşekkürler!
Röportaj: Christopher Çolak
19 Temmuz 2010